KAYIP KİTAPLAR...

Rahmetli Aşık İsmeti’yi hatırladınız mı? Yoksa unuttunuz mu?

Memleketimizin medarı iftiharı. 7-8 tane şiir kitabı ve hakkında yazılmış bir sürü kitap var.

İnançlı, ibadetli, ahlaklı, gayretli bir mümindi.

Boylu poslu, uzun ve aksakallı, heybetli bir büyüğümüzdü. Heybetinden umulmayacak kadar dikkatli, çok derin hissiyatlı bir ağabeyimizdi. Gerçek aşık ve tam manasıyla bir halk şairiydi. Şiirleri etkili, sözleri dolu doluydu.

Şiirlerini tane tane okur, tam yerine kondururdu. Yıllar önce Ziyabey Yazmalar Kütüphanesinde çalışırken çok sık yanıma gelirdi. O zamanlar sıkıntılı zamanlardı. Askeri hükümetin gölgesi henüz üzerimizden gitmemiş, ekonomi oldukça dalgalı, insanlarımız hâlâ kaygılıydı.

Rahmetliyle kafamız tam uyardı. Sohbetlerimiz bu yüzden çok tatlı olurdu.

Siyasetten, edebiyattan daha çok da Rahmetli Erbakan Hoca'dan bahsederdik. İkimiz de çok severdik Rahmetliyi.

Ve uzun uzun şiir okurdu bana.

Daha sonra Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesinde iken de ziyaretime gelirdi. Artık yaşlanmıştı. Fikirleri daha bir güzel oturmuştu. Tabi benim de yaşım ilerlemişti. Eski dost makamında sohbetlerimiz oldukça tatlanmıştı.

Bir gün masamdaki el yazması kitaplara bakarak derin bir iç geçirmiş ve "ah hoca ah" demişti. Ben, hayırdır İsmet abi? deyince;

-Aklıma bir şey geldi dedi ve anlatmaya başladı.

Sivas eşrafından görmüş geçirmiş bir ağabeyimiz vardı. (Adını da söyledi ama ben unuttum) Bir sohbet esnasında ondan dinledim. Bana şöyle anlattı;

"Daha çocuktum. Akdeğirmen Mahallesi'nde sokakta arkadaşlarla oyun oynuyorduk. O arada sokak başında meydan gibi bir yerde bir kaç asker gördük

Askerler bazı yerlerden bir takım eski kitapları toplayıp ortaya yığıyorlardı. Biz de merak saikiyle onları izlemeye başladık. Kitap yığını gittikçe artıyordu. Ciltli, ciltsiz, yırtık, eski, yeni yüzlerce kitabı yığdılar. Galiba birazdan yakacaklardı. Neden yakacaklarını o zaman bilemezdik. O kitapların içinde kenardan cildi pırıl pırıl parlayan bir kitap dikkatimi çekti. (Demek ki altın tezhipli, deri ciltliymiş.) Onun yanmasına gönlüm razı olmadı. Onu alıp oyuncak gibi saklamak geldi içimden. Arkadaşlara onu nasıl alacağımı yani nasıl çalacağımı anlattım. Onlar, oradaki askerin dikkatini başka tarafa çekecekler, ben de o parlak kitabı alıp kaçacaktım. Yaparsın yapamazsın diye beni biraz da dolduruşa getirdiler. Ben de dediğim gibi asker görmeden kitabı alıp kaçtım. Bir zaman sokakta cildinin güzelliğine, yazılarının şekline, nakışlarının renklerine bakarak oyalandık. Akşam olunca eve gittim. Elimdeki kitabı iftiharla anneme gösterdim. Annem şöyle bir baktı, sonra daha dikkatli baktı. Rengi attı. Eli ayağı titremeye başladı. Kitabı nereden aldığımı sordu, söyleyince bir çığlık attı. Evimize bir felaket gelmiş gibi dizlerine vurmaya başladı. Ben yaramazlık edip eğlenmek yerine ailemi ne büyük bir felakete sürüklediğimi çocuk kafamla nereden bilebilirdim ki? O ara babam geldi. Anneme ne olduğunu sordu. O da söyleyince çok telaşlandı. Ve bana dişlerini gıcırdatarak öyle bir baktı ki, ödüm koptu. Biraz sonra ikisi kafa kafaya verip bu kitabı kimse görmeden nasıl ve nereye saklayacaklarını konuşmaya başladılar. Meğer harf inkılabı olmuş, Osmanlıca ve Arapça tüm kitaplar yasaklanmış, evinde bu kitaplardan bulunanların cezalandırılacakları duyurulmuş. Bu suretle evlerden alınarak sokakta toplanan kitaplar da asker nezaretinde yakılarak imha edilecekmiş. İşte ben o selden bir kütük kurtarmışım. Zavallı annemle babam o kitabı ne yaptılar hatırlamıyorum. Hatırladığım bir şey varsa her evdeki Kur'an cüzleri, Elifbalar, eski gazeteler bir şekilde evlerden yok edildi. Camiler ihmal edildi, bir zaman sonra ezanla oynadılar. Daha sonra da zottirik bir gençlik yetişti. Abdestsiz, namazsız, oruçsuz duasız."

Âşık İsmeti, burada durdu. Derin bir iç geçirdi. Hadiseyi yaşamış gibiydi.

Yorgun ve üzgündü. Müsaade istedi.

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

Onu en iyi anlayacak birisi bendim. İlahiyat Fakültesi Kütüphanesini kurmak için idarecilerimizle kolları sıvadık. Önce bağış kitap topladık. Bize bağışlanan bazı kitaplar nemden bozulmuş, bazıları güneşten kıtır kıtır olmuş, bazıları da ateşten çıkarılmış, yangından kurtarılmış gibiydi. Zamanla anladım ki gibi değil aynı öyle olmuş. Nemden bozulan kuyularda, güneşten kıtır kıtır olanlar çatı arasında saklanmış kitaplardı. Rezalete bakar mısınız? Avrupa Kütüphanelerinde milyonlara baliğ olan yazma eserlerimiz oralara nasıl gitmiş acaba? Onları yasaklamayıp da kütüphanelerde muhafaza etseydik ne olurdu sanki?

Şimdi de Kütüphane Haftası diye bazı günler tespit edip kütüphane ve kitap hakkında ahkâm kesiyoruz.

Neyse buna da şükür.

Not: Emekli bir kütüphaneci olarak 30 Mart-5 Nisan arasında kutlanan Kütüphane Haftası münasebetiyle bütün kütüphaneci dostlarıma selam ve saygılar sunar, Allah’tan hepsine sıhhat ve afiyet dilerim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kasım DEMİR Arşivi

SİZ ÇAĞIRDINIZ ONLAR GELDİ

16 Mart 2026 Pazartesi 15:34

ORUCA SAYGI!

11 Mart 2026 Çarşamba 13:32

TÜRKİYE’YE İLAHİ DİNLETEN ADAM!

24 Şubat 2026 Salı 12:11

ERKEĞİN ADI YOK (4)

20 Ocak 2026 Salı 16:00

ERKEĞİN ADI YOK (3)

09 Ocak 2026 Cuma 13:48

ERKEĞİN ADI YOK(2)

31 Aralık 2025 Çarşamba 15:28

ERKEĞİN ADI YOK (1)

23 Aralık 2025 Salı 13:44

ZENGİN ADAMIN FAKİR KOMŞUSU

11 Aralık 2025 Perşembe 14:24