Bir kuş düşer ellerinden semaya
Sonsuzluğun şarkısını söylersin
Siyahın her tonu okşarken gözlerini
Ciğerinde kim bilir hangi rengi közlersin?
Bitmek bilmez sesi kısık radyoların şarkısı
Mavi düşler eşiğinde devrilir yakın dağlar
Aynalarda zoraki gülüşlerin yankısı
Kolunda sımsıkı yalnızlık senle ağlar
Koskoca gökyüzünden bir damla kalan sana
Bir sapana takılı taş gibi fırlar zaman
İncecik ilmeklerin gırtlağında kördüğüm
Salınır ruhuna nakşedilen bedenin
Bir gerçeğe tevessül yalandır her gördüğün
Bir çayın demi gibi bir duvar nemi gibi
Kaybolursun içinde arttıkça biraz daha
Yükleri hafiflemiş batan bir gemi gibi;
Höc farketmez ki yatmak; ya sağa ya da sola?
Tutunarak mekanın saatli düzenine
Gitmek, gitmez zoruna; değil misin çamurdan?
Acı, doğumdan maya; katılmış yüreğine
Pişmeden çıkılmıyor taş topraklı fırından
Kana karışmış sevmek, ömürden ömür gider
Ölümsüz kalsa insan sevmemek daha beter
Yarına umut eken bir çiftçi gibi dünden
Ha çıktı ha çıkacak anlayan biri seni
Sarıp sarmalayacak zamanı sende geri
Gün doğar günler batar bir son günü görürsün
İstediğin o günü hep özleyerek ölürsün...
Leylifer
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.