Ahmet Hasdemir
KARIN SESSİZ ÖĞRETİSİ
2026 yılı, "beyaz nimet" kar açısından oldukça bereketli başladı. Ocak ayının ilk günlerinden bu yana, gökyüzü narin mucizesini neredeyse üç haftadır kesintisiz üzerimize bırakıyor. Hiç durup izlediniz mi? Kar yağdığında ne bir gürültüsü vardır ne de aceleciliği… Yere inerken yüzümüze dokunan her tanecik, sanki Yaradan’ın tüm canlılara gönderdiği özel bir mektuptur. Soğuk görünür ama özünde derin bir şefkat taşır. Çünkü kar, yalnızca bir hava olayı değildir; hayatın kendini yenileme biçimidir.
Şehir insanı için kar, çoğu zaman "zahmet" demektir. Aksayan trafik, üşüyen ayaklar, bozulan rutinler... Oysa biraz durup baktığımızda, o beyaz örtünün altında saklı olan büyük bilgeliği görürüz. Kar yağdığında hava yıkanır, gökyüzü berraklaşır. Kir, toz ve is; bu beyaz sessizliğin içinde kaybolur gider. İnsan farkında olmadan daha derin nefes alır; çünkü kar, göğe de yere de saf bir temizlik getirir.
Ancak kar, en çok doğanın nefesidir. Toprağın üzerine serilen bu beyaz örtü, aslında devasa bir yorgan vazifesi görür. Dondurucu soğuklarda bitki köklerini ve toprağın nemini muhafaza eder. İlkbaharda eriyip toprağa karıştığında derelere, barajlara ve yer altı sularına can verir. Bugün yağan her kar tanesi, yaz ortasında içeceğimiz bir bardak serin suyun sessiz hazırlığıdır.
Yaban hayatı da bu beyaz disipline muhtaçtır. Dağlarda ve ormanlarda yaşayan canlılar için kar; bir iz, bir yön bulma rehberi ve hayati bir su kaynağıdır. Kar olmazsa bahar takvimde erken gelir belki, ama bereketi eksik kalır. Denge bozulur ve bu bozulma eninde sonunda insana döner.
Kar yağdığında insan ruhu da bir nebze durulur; ancak bu beyazlık, hayatın eşitsizliklerini örtmeye yetmez. Aksine kar, bazen adaletsizliği daha çıplak bir şekilde yüzümüze vurur. Birileri cam arkasından bu eşsiz manzarayı izlerken, birileri o beyazlığın altındaki ayazla mücadele eder. Yine de karın bizlere fısıldadığı bir eşitlik vardır: Doğa karşısındaki acziyetimiz. Kar tanesi düşerken statü, unvan ya da mal varlığı seçmez; tüm şehri aynı sessizliğe davet eder, kucaklar. Çocuklar, sosyo-ekonomik uçurumlara inat saf ve coşkun bir sevinçle sokağa koşarken, bize kaybettiğimiz ortak masumiyeti hatırlatır.
Kar tanesi düşerken bize yalnızca mutluluk vermez; aynı zamanda sessiz ama ağır bir sorumluluk da yükler. Doğaya sahip çıkmayı, onun sabırlı dilini anlamayı öğretir. Çünkü karın olmadığı bir kış, sadece eksik bir mevsim değil; susuz, bereketsiz ve yorgun bir yazın habercisidir. Doğa, insan olmadan da yolunu bulabilir; fakat insanoğlu onu hoyratça ve bilinçsizce tükettiğinde, yalnızca doğayı değil kendi geleceğini de yok oluşa sürükler. Kar, sadece bir görsel şölen değil; toprağın sigortası, yeryüzünün nefesi ve kirlenen ruhlarımıza hâlâ 'temiz bir sayfa' açma davetidir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.