Sevtap Haspolat

Sevtap Haspolat

DÜNYA KADINLAR GÜNÜNÜN ARDINDAN BİR DEĞERLENDİRME

Bana göre 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü anlamlı kılan şey bir birey olarak kadının sosyal yaşamda ve iş hayatında iş hayatında ki varlığıdır. Kadının bir birey olarak hayattaki rolü ve duruşudur. Bu değerli canı sadece bir günde hatırlamak ve anlamlandırmak, sadece iş ve sosyal hayatın bir parçası olarak görmek çok doğru değildir.
Kadınlar dünya var olduğu sürece var olacak, yaşam döngüsü içinde her zaman yerini alacak, insan hayatının şekillenmesinde önemli görevler üstlenecek ve onurlu duruşu ile aile, iş ve sosyal hayatın içindeki sorumluluğunu bilinçli bir şekilde yerine getirmek için mücadelesini sürdürecektir.
Kadın geçici hevesler için kullanılan ve tüketilen görsel bir meta değildir. Kadın dört duvar arasında ve fanusta bekletilen bir varlıkta değildir. Kadın yüce yaratıcı tarafından yaratılan en değerli varlıktır. Bu değerli varlık sosyolojik olarak dünyanın varoluşundan günümüze kadar her toplumda kimi zaman değer görmüş kimi zaman ise horlanmış ve ötekileştirilmiştir. Çok eski çağlarda iş hayatında kadına değer veren toplumlar onu yaşamın önemli bir unsuru olarak görmüşler, kuracakları devlet ve medeniyetin temel yapı taşı olarak istifade etmişlerdir. Ama kadını önemsemeyen toplumlar ise onu değersizleştirerek, kadını görmezden gelerek bir eşya gibi kullanmaya çalışmışlardır. Köle olarak pazarlarda satmışlar, zor şartlarda çalıştırılmışlardır. Bu yanlış bakış açısının ve uygulamaların doğusu, batısı, güneyi ve kuzeyi olmamıştır. Her kıtada her coğrafyada kadına değer verenler onu baş tacı yapmış değer vermeyenler ise ötekileştirmiş insan yerine dahi koymamıştır. Çok eski zamanlara gitmeye gerek yok. Modern dünya olarak tanımlanan ve demokrasinin merkezi olarak gösterilen batılı toplumlarında bile 50 yıl öncesine baktığımızda kadının adının olmadığını söyleyebiliriz.
Kadını kendi doğal mecrası dışında gören bütün bakış açıları kadını değersizleştirmektedir. Kadının doğal mecrası; bir birey olarak kıymetli olması, evinin içinde anlam bulması, sosyal hayatta var olması, kendi ilgi ve yeteneğine uygun eğitim hayatının ve iş hayatının içinde olmasıdır. Aksi bir düşünce onu farklı bir mecrada tanımlayarak, kendi varoluş ekseninden uzaklaştırmakta, zorlama ve dayatmalarla da adını yok etmektedir.
Kadına cinsiyetçi bir yaklaşım içerisinde değil, düşünen, üreten, söz söyleyen, insan odaklı bir yaklaşım içerisinde bakmak zorundayız. Kadın demek bir cinsiyet durumuna göre dünyaya gelmek değildir. Kadın olgusu üzerine felsefi çalışmalar yapanların ortaya koyduğu çok klas bir tez vardır. Kadın doğulmaz kadın olunur tezi. Bu hem bir tez hem de çok anlamlı bir mottodur. Ben bir kadın olarak bu mottoyu çok önemsiyor ve özellikle de burada altını çizerek kullanmak istiyorum.
Kadın doğulmaz kadın olunur. Kadın olmak yazımın başında ifade ettiğim gibi onurlu bir duruş gerektirir. Kadın olmak bilgi ile donanmayı gerektirir. Kadın olmak şefkati merhameti sevgiyi gerektirir. Kadın olmak sözün en güzelini söylemeyi, zarif olmayı, nezaket içinde hareket etmeyi gerektirir. Kadın olmak farklı bakış açıları ile bakmayı, görünmeyeni görmeyi, düşünülmeyeni düşünmeyi gerektirir. Erkek ve kadın eş değerdedir. Kimi zaman birbirinden üstün gelen özellikleri olsa da yaşam içerisindeki ortaya koydukları işler ve becerilerin ortalamasına bakınca birbirini tamamlayan iki değerli sanat eseridir. Paha biçilemez bir tablodur. Puzzle’nin en önemli iki parçasıdır. Bir binanın temel iki yapı taşıdır.
Meselelere doğru baktığımızda iyi niyetli bir şekilde bireyi ve toplumu okumaya çalıştığımızda yaşamdaki tüm taşlar sağlıklı bir şekilde yerine oturmaktadır. Türkiye coğrafyasında yaşayan bireyler olarak yaşamdaki rollerimizi kendi kültürümüzle Anadolu irfanı ile yoğrulmuş bir zihinle tanımlarsak aynı kilimin desenleri olduğumuzu daha net olarak göreceğiz. Farklı kültürlerin, emperyal bakış açılarının ürünü bir zihinle meselelere baktığımızda ise bir çatışmanın ve çözümü olmayan bir kargaşanın içinde kalmaya devam edeceğiz. Bizden ve değerlerimizden uzak birtakım normların yaşam tarzına dönüşmesi ve jakoben bir şekilde dayatılması, bizlere de içinde yaşadığımız topluma da bir faydası sağlamayacaktır.
Toplumu şekillendiren en önemli unsurlardan bir tanesi kadın olduğuna göre kadınlar olarak bizlerin yeniden kendimizin farkına varmamız gerektiğini belirtmek istiyorum. Kadınlar olarak kendi hamurumuzu kendimizin yoğurmasını, başka ellerin bizim hamurumuza karışmamasını, hamurlu elinle işimize karışma diyenlere inat, hamurlu ellerimizle işlerimizin başına geçmemizi istiyorum. Kadın olma bilinç seviyemizi yükseltmemizi, daha çok okumamızı, yazmamızı, düşünmemizi, daha fazla ev, iş ve sosyal yaşam dengesi kurarak toplumsal etki sağlayacak olan sivil toplum, siyaset ve diğer faaliyetlerle değiştirici ve dönüştürücü olmamız gerektiğini belirtmek istiyorum.
Bugün, şehrimizin, ülkemizin ve dünyamızın, birey olarak donanımlı, aile olarak bağları güçlü, sosyal olarak vizyoner kadınlara dünden daha fazla ihtiyacı var. Bugün kadınlarımızın dünden daha fazla okumaya, araştırmaya, geliştirmeye, konuşmaya, fikir üretmeye ihtiyaçları var. Bunu başarmak elimizde. Biz bize yeteriz. Yeter ki birbirimizi anlayalım. Kadın dayanışması içinde birbirimizi ötekileştirmeden bir ve beraber olalım. Bu şehir bu ülke hepimizin. Değişim ve gelişim bizimle başlasın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sevtap Haspolat Arşivi

MÜCADELE ETMENİN GURURUNU YAŞAMAK

24 Aralık 2025 Çarşamba 12:06

YAŞADIĞIMIZ ŞEHRİ SAHİPLENMEK

12 Ağustos 2025 Salı 10:45

İNSAN TİPLERİNİ NEDEN BİLMELİYİZ

05 Ağustos 2025 Salı 11:46

DİKKAT VE SORUMLULUK

28 Temmuz 2025 Pazartesi 17:56

MOTİVASYON KAYNAĞIMIZ

22 Temmuz 2025 Salı 10:38