Şadiye Öztürk
Eleştiri mi, Siyaset mi?
Kış mevsimiyle birlikte yağan kar, bazı yolların kapanmasına ve ulaşımda aksamalara neden oldu. Bununla beraber sosyal medyada da yoğun bir eleştiri dalgası başladı. Yorumların bir kısmını haklı bulduk, bir kısmını ise haksız. Kimine baktık, eleştirisini gerçekten yaşadığı sıkıntıdan dolayı yapıyordu; kimine baktık, eleştirisinin temelinde siyasi görüşü yatıyordu. Hatta öyleleri vardı ki, normalde çok daha sert eleştiriler yapması beklenirken bu kez suskun kalmayı tercih etmişti.
Seçimler bitti. Sandıklar kalktı, başkanlar ve meclis üyeleri seçildi, herkes görevine başladı. Normal şartlarda gündemin değişmesi, toplumun günlük hayatına ve kendi işine odaklanması gerekir. Ancak ne hikmetse bizim ülkemizde sanki yarın yeniden seçim varmış gibi siyasi tartışmalar hiç bitmiyor. Oysa birçok Avrupa ülkesinde seçimler tamamlandıktan sonra siyaset arka plana düşer; bir sonraki seçim dönemi yaklaşana kadar herkes işine, görevine ve sorumluluğuna odaklanır.
Elbette aksaklıkları, eksikleri, adaletsizlikleri eleştirmeyelim demiyorum. Tam aksine, eleştirelim ki yanlışlar görülsün, düzeltilsin. Ancak her konuyu siyasi parti ya da görüş üzerinden değerlendirmek doğru değil. “A partisi yaptı, B partisi yaptı” yerine yapılan işin doğru mu yanlış mı olduğuna bakmak daha sağlıklı. Özellikle yerel yönetimlerde “önceden böyleydi, şimdi böyle” şeklindeki kıyaslamalar çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. Sonuçta seçilen de bu şehrin insanı tarafından seçildi. Birimlerin tamamı değişmedi; işçisi, aracı, makinesi hâlâ yerinde duruyor. Seçimle gelenler ve gidenler oldu, o kadar.
Eğer iş, ehil olandan alınıp sadece “benim partilim” diye birine verildiyse ve bu yüzden aksamalar yaşanıyorsa, bu yanlıştır. Bunu hangi partiden seçilen bir başkan yapıyorsa yapsın, doğru değildir. Zulüm bizdense, ben bizden değilim.
Bize düşen; sabretmek, beğenmediğimiz icraatlar varsa bir sonraki seçimde oy vermemektir. Eleştiri yaparken de üslubumuzu iyi ayarlamak, eleştirene hakaret etmemek, karşı fikre saygı duymaktır. Memnunsak oy veririz, ikinci kez seçeriz; kim ne diyebilir?
Şu an seçilmiş ve değiştirme imkânımız olmayan bir yönetim için bu kadar keskin, kırıcı olmaya gerek var mı, emin değilim. Her şeyin bir zamanı var. Zamansız, yersiz ve aceleyle yapılan çıkışlar bazen savunduğumuz görüşe bile zarar verebiliyor. Unutmamak gerekir ki hepimiz aynı şehirde yaşıyoruz ve dışarı çıktığımızda yüz yüze bakıyoruz.
Artık hayat bize şunu gösterdi: “Şu olmaz, bu bir araya gelemez” dediğimiz pek çok şey oldu. Bir araya gelmez dediğimiz insanlar bir araya geldi. Geriye kalan ise kırılan kalpler, bozulan ilişkiler oldu. Siyasi partiler için kırılmaya, kırmaya değmez. Fikrimiz söylenir, doğrusu tartışılır ama kırıcı olmadan, hakaret etmeden.
Günler, aylar, yıllar hızla geçiyor. Asıl önemli olan görevdeyken görevimizi layıkıyla yapabildik mi, vicdanımız rahat mı, geride hoş bir seda bırakabildik mi? Bunu sorgulamak gerek. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi, sonuçta son belli; hepimiz bir hiçiz.
Selam olsun…
Hangi partiden olursa olsun, hangi görevde bulunursa bulunsun, kimseyi kırmadan, dökmeden, sevgi ve saygı çerçevesinde görevini tamamlayanlara.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.